yaşamdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşamdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mayıs 2008

Yaşayan gelenekler festivali 2008

Geçenlerde şehrimizde 23. Yaşayan Gelenekler Festivali kutlandı. Farklı milletlerden insanlar kendi kültürlerine ait yemek, sanat, müzik ve dansları sergilediler. Türkler de çeyiz işi, halk türküleri, gözleme ve aşure ile katıldılar.

Okulumuzdaki Türk öğrencilerin kurduğu Anatolian Band grubunun konserinden:


Gözleme standı ve gözleme yapımını izlemeye gelen vatandaşlar:



Kulağı ve mideyi doyurduktan sonra el sanatları standlarına geçiyoruz. Önce Türk tığ işi. Bütün resimlerin üzerine tıklayarak orijinal boyutunu görebilirsiniz. Resimden örnek çıkarmak isteyenler olur şimdi:)







Meksikalı'ların kağıttan yaptıkları süsler:



Perulu'ların heykel ve resim sanatlarını birleştirerek dini veya efsanevi bir olayı anlattıkları retabloları. Lütfen resimlerin üzerine tıklayıp hikayeleri kendiniz görün:



Avrupalı'ların dekoratif boyama sanatı:




Tibet halı dokumacılığı:



Belarus tahta oymacılığı:



Pueblo kızılderililerinin çömlekleri:


Makara danteli (bobbin lace) çok ince ve sabır isteyen bir işe benziyor. Bir dizayn üzerinden makara ipliklerini birbirinin üzerinden geçirerek yapılan bu dantellerde makara sayısı yüze kadar çıkabiliyormuş. İkinci resmin üzerine tıklayarak ayrıntısını görebilirsiniz.



Japon bonsai bitkileri, özel yöntemlerle yetiştirilen minyatür
ağaçlar oluyor:



Deri işi binici malzemeleri:


Orta Amerika yerli takıları:


Kızılderililerin tespih işi:



Örgülü yün kilimler:


Avrupa tarzı yumurta boyama sanatı:



Bunların dışında festivalde Taylandlı'ların sebze-meyveleri oyarak yaptığı çiçekler ve süsler, Hopi Kachina oyuncak bebekleri ve Japon kaligrafisi gibi başka bir sürü el sanatları sergilendi. Aralarında öğrenmek istediğim çok şey var. Mesela dekoratif boyama, retablo ve makara danteli..

15 Kasım 2007

En iyi nerede yenir?

En iyi baklava markasını ararken bakın ne buldum. Birileri bakmış, araştırmış, kullanışlı bir liste oluşturmuşlar. Hepimizin bir gün işi düşebileceğini düşünüp buraya alıyorum. En iyi göreceli bir kavram tabi:), o yüzden bence iyisi şurada dediğiniz bir şey olursa paylaşın lütfen.

En İyi Nerede Yenir?

*En iyi Türk Mutfağı- Feriye Lokantası (Ortaköy)
*En iyi ekmek kadayifi-Kanaat Lokantasi (Üsküdar)
*En iyi Osmanli mutfagi - Daruzziyafe (Suleymaniye)
*En iyi asure ve irmik helvasi-Hünkar (Etiler)
*En iyi et lokantasi- Beyti (Florya)
*En iyi Kurufasulyeci - Vezir (Rami Eyup)
*En iyi çay bahcesi-Gülhanede arkeoloji müzesi bahçesi(çayi nefis)
*En iyi köfteci-Sirkeci'de Ankara caddesindeki 40 yillik Filibe Köftecisi
*En iyi geleneksel lokanta- Haci Abdullah (Beyoglu)
*En iyi yöresel mutfak-Çiya (Kadiköy çarsisi-Güney anadolu yemekleri)
*En iyi balik ekmekci-Rumelihisari -Ali Baba'nin teknesi Deniz Çay Bahçesi karsisinda
*En iyi 5 çayi-Çiragan Palace Kempinsky (kesinlikle gunes batarken bogaza karsi)
*En iyi parayi hakeden yemekler yenilen yer Harbiye Borsa Lokantasi
*En iyi iskembeci-Apik (Dolapdere)
*En iyi sakatat- Galatasaray Cigercisi
*En iyi manti- Askane (Ulus)
*En iyi esnaf lokantasi- Kanaat (Üsküdar)
*En iyi baklava- Karaköy Güllüoglu
*En iyi kebapci- Levent Kösebasi
*En iyi lokma-Istinye Iskele Lokantasi
*En iyi kabak tatlisi-Lacivert (Kanlica Körfez cad.)
*En iyi Bogaz lokantasi-Bebek Balikcisi
*En iyi manav-Bebek Manavi
*En iyi pastahane-Patisserie Monet (Conrad Otel)
*En iyi çikolata -Gezi Pastanesi (En kaliteli kakao kullaniliyor)
*En iyi limonata -Zencefil (Beyoglu)
*En iyi salata-Zanzibar (Tesvikiye Reasürans çarsisinda)
*En iyi hazir ayran-Tikvesli (Hiç katki maddesi yoktur)
*En iyi kahve Café-Passion (Yeniköy) kahvesini mutlaka icin
*En iyi krokan-Nisantasi Konak Pastanesi
*En iyi kekler pasta-Divan Pastanesi
*En iyi otlu yemekler-Cihangir-Doga Balik Lokantasi
*En iyi çikolatali pasta-Gezi Pastanesi
*En iyi kokoreç-Sampiyon (Beyoglu Balik Pazari)
*En iyi fast food balik -Arnavutköy Dalyan Balikcisi
*En iyi cappuccino -Myott (Ortaköy)
*En iyi kumpir- Besiktas Çarsisi Kumpircisi
*En iyi dondurma- Kanaat Lokantasi (Üsküdar)
*En iyi baharatci- Misir Çarsisinda sagdan ucuncu
*En iyi cheese cake- Nisantasi Kantin
*En iyi kestane sekeri- Kafkas
*En iyi sandöviç-Lina's Sandawich (Nisantasi)
*En iyi klasik sandöviç- Tesvikiye Sütte
*En iyi patlican salatasi- Pandelli
*En iyi lakerda- Yesilköy Balikcisi Hasan
*En iyi güllaç- Selamiçesme Siribom
*En iyi sahlep- Emirgan Sütis
*En iyi karadeniz pidesi- Kiziltoprak Bafra Pidecisi
*En iyi Türk Kahvesi- Zeyrekhane
*En iyi muhallebi- Emirgan Sütis
*En iyi pilav- Hünkar (Etiler)
*En iyi ekmek - Dolapdere Sukas Karadeniz Ekmek Firini
*En iyi pizza- Masalda (Yeniköy)
*En iyi simit- Bogaziçi Simit Firini
*En iyi döner- Beyti
*En iyi tursu- Cihangir Asri Tursucusu ve Karagumruk'te
*En iyi midye tava - Anadolu Kavaginda
*En iyi yogurt- Kanaat Lokantasi (Üsküdar)

27 Nisan 2007

Buruk final



Uzun bir aradan sonra döndüm. Yani inşallah:) Okul bitti. Hem üzerimden bir yük kalkmış gibi hissediyorum, hem de seneye Türkçe dersi vermeyecek olmanın bir burukluğu var. Tahta kalemlerime, kitaplarıma, notlarıma baktıkça gerçekten üzülüyorum. Umarım kısa zamanda öğretmeye geri dönerim ve bu arayı iyi değerlendirebilirim. Öğrencilerim aralarında para toplayıp son derste bana bir demet gül almış, yanına da bir kart iliştirmişler. Üzerine kalemleri döndüğünce Türkçe, dönmediğince İngilizce birşeyler yazmışlar:) Ben de onlara sabah sabah sütlaç yapıp götürdüm çünkü Türk yemeklerini öğrendiğimiz ünitede 'şimdi böyle kuru kuruya olmuyor, uygulamalı yapsak' türünden mesajlarını sağolsun iletmişlerdi:) Ben sütlacı ikram edince bir tanesi de çantasından peçetelere özenle sardığı Türk kahvesi fincanlarını çıkarıp kendi elleriyle yaptığı ve termosa koyup 1,5 saatlik yoldan okula getirdiği Türk kahvesi servisine başlamasın mı! :) Velhasıl güzel bir final oldu. Derste öğrencilerin kendi hayatlarıyla ilgili kompozisyonlarının sunumu vardı. Bazısı slayt gösterisi eşliğinde, hepsi birbirinden başarılı sunumlardı. Kimi evli çocuklu, çoğu yoğun okul hayatı dışında bir de işe giden bu çalışkan, zeki, saygılı öğrencilerimin hepsiyle tek tek gurur duydum gerçekten. Bu akademik yıl da böyle bitti..

Bu güzelim laleler de güllerden önce vazomda duran doğum günü hediyesi..

3 Şubat 2007

Mim olayı:)

Güzel arkadaşım umran sağolsun beni düşünmüş ve mimlemiş:) Kendimi anlatmak zor olacağı için aşağıdaki şekilde aklıma gelen şeyleri sıralamaya karar verdim. Bu site bir anlamda benim günlüğüm de olduğu için ileride aklıma yeni şeyler gelirse onları da bu başlık altında eklemeyi düşünüyorum.

Hayatta en zevk aldığım şeyler: Hediye almak, vermek, paketlemek; hiçbir şey satın almayacak olsam da giyinip kuşanıp çarşı-vitrin gezmesine çıkmak; arkadaşlarımla dışarıda veya içeride buluşmak, çay eşliğinde sohbet etmek; dergi karıştırmak; mektup yazmak, kart atmak; İstanbul’da kitapçıları gezip kitap almak; yeğenlerimle konuşmak, onları bakkala götürmek:); çocuk sevmek; hayır işlerinde bulunmak; mutfakta yeni şeyler denemek; Türkçe öğretmek; sevdiklerime kahvaltı hazırlamak, beraber yemek; sabahları annemin veya ablamların beni uyandırması; konferans dinlemek; şiir okumak; kadın meseleleri; arada tek başıma kimseyi tanımadığım bir kafeye gitmek; etrafı seyretmek; espiri yapmak; sevildiğimi bilmek, öğrenmek; kış günleri battaniyeye sarılıp televizyon karşısında mayışmak; çiçeklerimden birinin açtığını görmek; bir yere davet edilmek; yaptığım işin takdir edildiğini duymak; kendimle ilgilenmek; soba üzerinde ekmek kızartmak, köy peyniri eşliğinde çayla yemek; üç kız kardeş muhabbet etmek, birilerini çekiştirmek:), planlar yapmak; spor salonuna gitmek, egzersiz yapmak; erkek kardeşimle şakalaşmak, maceralarını dinlemek; annemin “afferim benim kızım” demesi:); dil öğrenmek; seyahat etmek; şımarmak; Türkiye’ye gitmek; kar manzaralı pullu kartlar; Trabzon dağlarının kokusu, manzarası; evimin ve mutfağımın tertemiz, düpdüzenli olduğu zamanlar; Amerikan country müziği; kıyafet beğenmek; sanatla uğraşmak; tercüme yapmak; anlayışlı ve zeki insanlarla karşılaşmak; Halley (mmmm); dans etmek....vs vs.

Hoşlanmadığım şeyler: Lavaboların tıkanması; dudağımın uçuklaması; çoraplarımın ıslanması; gözlük takmak; telefonda konuşmak; kibirli, ikiyüzlü, çıkarcı, kıskanç, ve hoşgörüsüz insanlar (kim sever ki böylelerini?); düşüncesiz konuşmalar; özür dilemekte zorlanmam (aşmaya çalışıyorum); bir şey dikte edilmek; bazen bencil olduğumun farkına varmak; çocukluktan kurtulamamam; sinirime hakim olamamak; lünaparklardaki her şeyden, yüksekten, en ufak tıkırtıdan korkan bir ödlek olmam:); çok uyumak; çok uyuyamamak:); yapıştıracağım lafın sonradan aklıma gelmesi:); çamurlu yollar; yapacağım işleri aciliyet sırasıyla değil, istek sırasıyla yapmaktan kendimi alamamak; istediğim, alıştığım şeyleri Amerika’da bulamamak; Türkiye’de devlet daireleri; Amerikan dış politikası; iş ahlaksızlığı; bazı insanlara gereğinden fazla saygı göstermem, değer vermem; bir şeyimi kaybetmek; ödev yetiştirmek zorunda olmak ve buna rağmen hep son ana bırakmak; üşümek, boş vakit geçirmek, çorbanın taşması, mutfakta elimi yakmak....vs vs.


Ben de hülya, esma, ebru, beyhan, ferhan, arife, ve serap'ı mimliyorum:)

23 Ocak 2007

Güvercini vurduk, farklı düşünenleri hep vuracak mıyız…

Hrant Dink son yazısında; 'Tıpkı bir güvercin gibiyim... Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.' diye yazmıştı. Ama bu ülkede güvercine dokunmuşlardı… Hem de önce, görüşlerine inançlarına tepki adına 'linç' kampanyaları düzenleyerek ruhunu, bedenini, zihnini tokatlayıp sonra da katletmişlerdi…
Şimdi, Hrant'ın katil zanlısı yakalandı, en azından bir teselli belki… Bunun için güvenlik güçlerinin başarısını ve siyasi iktidarın kararlı duruşunu kutlamak gerekiyor.
Peki bu yeterli mi? Asla…
Unutmayalım ki, Hrant Dink aylarca bir etnik şiddet fırtınası ve nefretle, azınlığın azınlığı haline dönüştürülerek ruhu ve bedeni hırpalanmıştır. Mahkeme kapılarında Hırant Dink'i 'linç' etmek üzere beklenmiş ve adeta saldırının provası yapılmıştır. Hepimiz için esas utanç budur.
Yüzyıllarca aynı medeniyetin sevgi coğrafyasında yan yana, bir arada yaşamış insanların şimdi nasıl acımasız bir 'nefret'in kollarında savrulduğunu, neden farklı düşünenleri yok etmek için 'linç' kampanyaları düzenlediklerini sorgulamak ve önce bu utançla yüzleşmek zorundayız.
Çünkü hepimizin eline kan bulaştı.
Çünkü, bu ülkede bizim gibi düşünmeyenlere 'vatan hainleri', 'kanı bozuklar' diye haykırdık, manşetler attık…
'Kapalı Türkiye' hayalleriyle kendi kendimize 'vatanseverlik' masalları üretip linç kültürünü köpürterek farklı olanları hedef gösterdik.
Üniversite kapılarında 'tecrit odaları' oluşturup, inançlarından dolayı Türk çocuklarına 'vebalı' muamelesi uyguladık…
Yıllardan beri çözülemeyen Kıbrıs konusunda, farklı çözümleri seslendirenleri 'vatan haini', vatan satıcısı ilan ettik…
Sadece, terörden bu ülkenin yaşadığı acıları dindirmek, barış ve kardeşlik adına, 'Kürt sorunu çözülmelidir' diyenlere bölücü gözüyle baktık.
Türkiye'nin 50 yıllık Avrupa Birliği rüyasını savunanlara karşı, 'Kızıl elma' mangaları oluşturup kurtuluş savaşı çağrıları yaptık…
Her taşın altında bir 'Türk düşmanı' bulmak umuduyla, bir roman yazan, konuşma yapan, demeç veren insanlar için darağaçları kurulmasını istedik…
Farklı kimliklere sahip olanları, farklı düşünenleri, farklı inananları, farklı giyinenleri 'vatan haini' ya da 'potansiyel tehlike' olarak görüp linç kültürünün hedefi haline getirdik ya da onlara seyirci kaldık…
Yıllarca kardeşçe ve barış içinde yaşayan aynı coğrafyanın çocuklarını 'düşman kamplar'a bölerek, demokrasinin ve özgürlüklerin yolunu kesmek isteyen hastalıklı ve karanlık odakları görmezden geldik…
Şimdi çok çaresiziz… Çünkü, Hrant Dink'le birlikte bütün değerlerimize de kurşun sıkıldı ve hepimizin elinde kan var…

Mehmet Ocaktan

1 Ocak 2007

Yılın bu zamanı..

Noel zamanı komşularımızın yapıp şirin bir notla herkesin kapısına bıraktığı kurabiyeler.



Burada yüzyüze samimi ilişkiler zayıf olsa da aileler böyle şeyleri ihmal etmiyor, çünkü dini içeriği de var. Bazen de harika pullu kartlara tebrik veya davet notları yazıp bırakıyorlar kapımıza. Zaten haftada birkaç gün mutlaka bir sosyal faaliyet oluyor sitede. Elişi, bilgisayarda film yapımı, evsiz ve kimsesizlere yardım programları, bovling, geziler.. Bilhassa çocuklu ailelerin canının sıkılması mümkün değil burada. Geçim sıkıntısı, trafik derdi vs.'nin pek olmadığı ve sivil toplum örgütlerinin yaygın olduğu yerde insanların böyle şeylere hem vakti hem isteği oluyor.



Bu da benim çok severek aldığım kış kartlarından biri.



ve, yılın bu zamanında bile açıp benim şımartmalarımı hak eden sıklamenim. Bir buçuk sene önce kupkuru bir halde bana gelen şirinenin bu ilk çiçeği. Sabrettiğime değmiş. Kırmızı açanın resmini siteye koymuştum. Bu inşallah farklı renk açar demiştim, böyle eflatunumsu-pembemsi bir renk açtı. Her sabah uyandığımda, her okuldan geldiğimde çiçeklerimi seyretmek bilinçsiz de yapsam bana en zevk veren şeyler arasında..



Bayramdaydık değil mi? :) Herkesin Kurban bayramı tekrar mübarek olsun.
Bu seferki sırf fındıklı:) Türkiye'ye de bu baklava yufkalarından geldiyse yaşadık. Bir saat sürmüyor hazırlanması.

15 Aralık 2006

3,5 yaş telefon muhabbeti:)

(Zehra’yla konuşmamız biterken)
- Teyzesi şimdi telefonu nineye ver bakiim?
- Önce kardeşime vericem. (ikiz kardeşi)
- ?!. Tamam peki:)
(Şeyma cırtlak sesiyle:) :
- Sen Ahmet’i görmeye gelicek misiiiin? (Ahmet, birkaç haftaya doğacak kardeşleri.)
- Gelemiicem, ben okula gidiyorum:(
- Sen niye okula gidiyosun, sen küçük müsün? (geçen yaz niye’li sorularla beni çılgına çevirmişlerdi:) )
- Hayır ben büyüğüm, büyükler de okula gider.
- O okul çok mu büyük?
- Evet tatlım çok büyük:)
Yemek yediniz mi Şeyma?
- Yedik.
- Ne yediniz?
- Ama sen göremezsin ki, orası çok uzak.
- Olsun, sen söylersen ben bilirim. Ne yediniz?
- Kuru fasulye.
Bi de çay.
- :)
- Sen ne zaman geliceksin?
- Okul bitince uçağa atlicam gelicem.
- Tamam, bana balon getir.
Zehra’ya da getir!
- :)

11 Aralık 2006

foto: Uğurhan Betin

Sivas'ta Yoksul Çocuklar

Sivas'ta Ulu Camii avlusunda çocuklar
Yalvaran gözlerle etrafa baka baka
Açıyorlar küçük esmer avuçlarını:
-Emmilerim sadaka! Emmilerim sadaka!

Hükümet konağının yanında biri
Bir kemik kalmış bir deri...
'Boya cila yimbeş, boya cila yimbeş' diye ağlıyor
Ve daha fırça bile tutamıyor elleri.

Garipler Pazarı'nda körpe çocuklar
Yorgunluktan güzelim yüzleri al al...
Öldüren bir çığlık dudaklarında:
-Boş hamal! boş hamal! boş hamal!

Nane satan su satan yetim çocuklar
Şarkı söyleyemediler güneşe aya...
Biliyorum ne masal dinlemeye doydular
Ne oyun oynamaya...

Bezirci'de,Yüceyurt'ta Altıntabak'ta...
Çocuklar var incecik yüzleri nurdan
Ama toz toprak içinde elleri ayakları
Oyuncakları çamurdan...

Ve günahkar çocuklar, suçlu çocuklar
Mahkeme salonunda bakarım dizi dizi
Bu suç bizim suçumuz,bu günah bizim
Affedin bizi.

Gökteki yıldızlar kadar sayısız
Ah yurdumun kimsesiz ve yoksul çocukları
Anladım farkınız yok koparılmış başaktan!
Alın bu gözleri benden, alın bu yüreği artık
Utanıyorum yaşamaktan.


Yavuz Bülent Bakiler

foto: Ahmet Deniz Taylan

Yardımlara katılmak için: Fişek , Velim olur musun?

25 Kasım 2006

Güzele ne yakışmaz!

Aşağıda Güney Asya modasından görüntüler var. İlk ikisi Endonezya'dan, diğeri Malezya'dan.


Bu kıyafetin rengini ve eteğini sevdim bilhassa. Biraz da Osmanlı havası var sanki.


Kıyafetlerin hepsi genç işi görünüyor ama özellikle ilk baştakinin her tarafından hip-hop akıyor. Fena da durmamış bence.


Ahh. Sadeliğin modası hiç geçer mi?

* İlk iki resim Hürriyet gazetesinden, sonuncusu habervitrini sitesinden.

29 Ekim 2006

Nane

Burada sitenin ortak bahçesi var; herkes bir köşesine ekiyor domatesini biberini. Geçen yıl çeşmenin altına gelen kısımlarda çok güzel nane yetiştiğini farkettik. Kendiliğinden büyümüşler orada. Arada gidip koparıyorum; sonbaharda da biraz çok toplayıp kurutuyorum. Çünkü çok geçmeden hepsi soğuğa yenik düşüyor. Malum, buraya kış erken geliyor. Kendi kuruttuğum naneyle yaptığım ayran çorbasının tadı o kadar başka oluyor ki.. Hazır aldıklarım yanından bile geçmiyor. Ayrıca tazesi domates salatasına ve biber dolmasının içine harika gidiyor. Naneleri 3 kez yıkadım.



Kağıt havluda kuruttum ve üzerini kapatıp gölge bir yerde 1 hafta beklettim.



Sonra elimle ufaladım ve saplarını ayırdım. Nane hazır!